KIZIL PLAKLAR

Kızılgının kırmızı gramofonu.
Burada kızıl plaklar var, şarkılar var ve yine her şeyin kırmızısı var.

Antika pek severiz efendim 📜📔
Michel De Montaigne - Essays (bütün denemeler - 1) 1963
Neşe Durmaz her kimse sahafa bıraktığı bu kitap için pek teşekkürler.
Önceki hayatında kaplanmış meğersem
Bilge Karasu’nun kedileriyiz. 😻🐾📚 
19 yıl olmuş göçeli bu bahçeden. 
#bilgekarasu #kedi #kitap #öykü #okumahalleri
Hani doksanlarda bir film vardı . Ay ışında saklıdır. Toprak Sergen, Aydan Şener, Münir Özkul falan oynuyodu. Delidivane tipler. Her şeyi mümkün kılar. Şarkısını şebnem ferah söylemişti hatta. O şarkının übertontişko bir solosu vardı. Ne güzeldi. Ne zaman dolunay görsem kafamın içinde çalıyor resmen.dındınının dınının dınındındın dınınıdınının 🌕🎶🎶🎶🎸 http://www.youtube.com/watch?v=vzdYwOe2D9Y


#Nofilter #dolunay #moonlight #night  #fullmoon
Hayal her yerde güzel 

#Mersin #Marina #hayal #kahvesi #deniz #palmiyeler #sea #summer #sunshine  (HAYAL Kahvesi Mersin’da)
"Hayatımın üstünde imkansız kuşlar uçuyor." 
Didem Madak

Ben bu dörtlüyü çok sevdim.
 #didemmadak #graponkağıtları #kitap #şiir #okumahalleri #bomonti #cipso #ukulele
"Delirerek ölenlere…" diye başlamış kadınlarını anlatmaya

Değişik, değişik, değişik.

#kitap #alinti #okumahalleri #minesöğüt #delikadınhikayeleri  #vscocam #books #book #reading #instagood #author #bestoftheday #bookworm #story #literature #literate #stories #words
Nilgün marmara’dan.
Sylvia plath’ın şairliğinin intiharı bağlamında analiz.

Tez mi hayat dersi mi belli değil. Tek solukta okumalık 📓😍  

#kitap #alinti #book #poem 
#Şiir #nilgünmarmara #sylviaplath #kitapkurdu #vscocam #cropic
Dalgınlığınıza gelmek istiyorum. 💭

 #kitap #şiir #okumahalleri #didemmadak #ahlarağacı #book #read #reading #instagood #bestoftheday #bookworm #literature #words #poem
Poz vermek için yaratılmış sanki 😻

#Cropic #vscocam #vsco #kedi #kedicik #cat #cats #catstagram #instagood #pet #animals #petstagram #photooftheday #catsofinstagram #nature #catoftheday #lovecats #catlover #instacat
Anlarım ki sonbahaarsııın….  Lalalalalallaaaaaa ♪♪
Ukuleleyi türkiyeye ben getirdim. Saksı değilim ben. Herkes beni dinlicek ⊙_⊙

#Mersin #ukulele #uketurkey #beach #sun #instagood #photooftheday #fun #shore #waterfoam #seashore #waves #wave #sunshine
Sonsuzluğa merdiven döşemişler. 

#beach #sun #instagood #photooftheday #amazing #beauty #shore #waterfoam #seashore #waves #wave
Rüyasında aslında burada değil. 
Aslında kedi bile değil. 
#cat #meow #dream #sleeping #photooftheday

üç mevsim sussam son mevsim ölürüm

Yaşamasını bilmeli , pek tabii. Bir Defne yaprağını bile sevebilmeli. Defne yaprakları ki… Neyse.

Düşünemiyor,

Konuşamıyor,

Aptallaşıyorum.

Kendime kızıp yine kendimi hırpalıyorum. Ve susuyorum. Sevsem de ben bir Defne yaprağını bile, yaşarken en iyi susmayı öğrendim. Türkiye’de yaşayan her kadın gibi. Sevmeyi değil. Ah bir de ölümü!

İnsanlar hâlâ başka şeylere üzülebiliyor ve hâlâ ısrarla konuşmaya devam ediyorlar. Evrende hep bir gürültü, tantana, kuru safsata.

Başım ağrıyor. İnsanlar susamıyor.

Çocuklar ölüyor. İnsanlar hâlâ susmayı beceremiyor.

Konuşuyor ama anlatmayı bilmiyor. Anlatsa dinlemeyi.

Oysa sussalar, hani ciddi ciddi sussalar ama, bir başarabilseler uyum sağlanacak. Ölüler ve yaşayanlar biraz daha yakınlaşacak. Hem zaten ölüler istese de konuşamaz ki. Ama sen onları hep duyarsın. Ensende bir hayalet gibi gezer seninle. Sen nereye o da oraya.

Ben yine de severim ama ölüleri. Onlar bilirler susmayı. Ve anlatmasam da dinlemeyi. Ve de anlamayı.

Evet, ben her bahar bir defne yaprağına aşık olurum. Güzün sararıp kışın öleceğini bile bile.

Üç mevsim yaşarız biz, sonuncusu yas.

Sorun değil,

Ben de öleceğim biri beni severken. Serin güz akşamı, belki eylülde yavaşlayacak kalbimin tıkları. İnatçıyımdır ben, belki birkaç ay dayanacağım.

Soğuk, sert bir kış sabahı vereceğim son nefesimi.

Defne yapraklarından özür diliyorum. 

Ben ölümün ne olduğunu 12 yaşındayken kollarımda iki günlük bir bebek öldüğünde öğrendim.

Henüz iki günlük. Doğalı iki gün olmuştu. Ev ana baba günü. Çocuk anneannesinin kucağındayken tuhaf sesler çıkardı. Annesi bunu duymadı, telefon ile konuşuyordu. Malum “allah analı babalı büyütsün”lü aramalar.

Odadaki herkes bakıştı durdu. Çocukta bir gariplik vardı, ama ne.

annem dürttü. “balkona git gel. çocuğu dedesinin sevmek istediğini söyle.”

Öyle yaptım. Oysa dedem sevmek istese kendi gelirdi. Neyse.

Çıktım. Bir dolanıp içeri girdim.

"Dedem bebişi sevmek istiyooor."

O an aldım çocuğu. Kucağımdaydı. Dışarı çıktım. Koridorda kafası arkaya düştü. Nefesini yokladım yüzümü yaklaştırıp. Nefes almıyordu.

Çocuğu babama verip durumu özetleyip annemi çağırdım. Ambulans çağırıldı ama tahmin edildiği gibi gelmemişti. Atlandı arabaya. Annem, babam, amcam (yani babası), hastaneye gittiler. Evde yengem dışında herkes bunu biliyordu. Ve ben o odaya giremiyordum.

O bekleyişi size anlatmamın tarifi yok. Herkes bir yandan rol yapıyor yengeme, Bir yandan da iyi haber bekleniyor.

Yengem yavaştan işkillenmeye başladı.

Millet hala rol yapıyor.

En son ufaktan çıtlatmayı denediler. Yengem telaşa verdi.

Anladı.

Hepimizden önce bilir gibi baktı.

İlk bebeğiydi.

Susamadı, konuşamadı, hiçbir şey yapamadı.

Gözlerindeki şoku size anlatmamın imkanı yok.

Henüz bir haber yoktu.

Ama dedim ya o zaten biliyor gibiydi.

Anlamış gibi.

Bebek öldü.

Aslında kucağımda ölmüştü.

Velev ki doktor da geç kalındığını söylemişti.

Aslında tam hatırlamasam da bilmem ne zehirlenmesi yüzünden öldü. Annesi zehirlemiş. Ya da onun gibi bir şey. Böyle vakalar oluyormuş. Yani hasta doğmuştu.

Ölümünün sebebiyle hiçbir alakam yoktu ama yine de kendimi suçladım.

Aradan 10 yıl geçti.

Ama yengemin gözüne baktığımda hala suçluluk hissederim.

O beni suçlu bulmasa da.

Çünkü o kadın evlat acısı yaşadı.

Dokuz ay karnında taşıdığı çocuğu bin bela haykırarak doğurup sadece İki gün kucağına alabilip sonra toprağa verdi.

Kendimi ister istemez sorumlu hissediyorum.

Ben çocukluğumca bunun ezikliğiyle yaşadım.

Ve ben bunu yaşadığımda sadece ve sadece 12 yaşındaydım.

Sen o yaşımı 6’ya katlıyorsun be adam, ama hiç yüzün kızarmıyor.

Benim öfkem burada başlıyor.

Benim yaşadığımın aksine kasıtlı bir cinayet söz konusu. Ama asıl sorumluların hiçbirinin canı yanmıyor.

Midem bulanıyor, kusacak oluyorum. Aklım almıyor.

Ölüm benim hayatımı sarsan tek şey. Beni o yaşımdan beri ölümden başka hiçbir şey üzmeye yetmiyor.

Ve bunun dahi meşrulaştığını görünce çıldırıyorum.

Bu kadar ele ayağa düştüğünü,

bu derece araç haline geldiğini,

bu derece basitleştirilip,

bir oyun haline getirilmesine,

inanın katlanamıyorum.

Ben Berkin’i hiç unutmayacağım

Kalbini kıran kıza saf duygularla yazdığı o tweeti.

Facebookta yarınlara nasıl koştuğunu yazdığı durum güncellemelerini,

ve o sımsıcak gözlerini hiç unutmayacağım.

umarım senin de beynine mıhlanır ve hep orada saplı kalır.